Peyami Safa – Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Peyami  Safa’nın ilk baskısı 1930 yılında yayımlanmış otobiyografik bir romanıdır. Bu roman Peyami  Safanın en çok beğenilen ve en fazla basılan kitabıdır. 15 yaşında hasta bir çocuğun 1915 senesindeki olayları kaleme alarak anlatılmıştır. Romanın ana karakteri ve romandaki, romanı anlatan kişi olan Hasta Çocuğun ismi romanda hiç geçmemiştir. Romanda esas olan bakış açısı roman kahramanının bakış açısından yazılmış bir Türk romanıdır. İlk olarak 1929 yılının 7 Kasım ve 10 Aralık vakitleri arasında Cumhuriyet gazetesinde bölümler olarak yayımlanmıştır. Romanın ilk basımı yazar tarafından Nazım Hikmet’e ithaf edilmiştir. Roman Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ismiyle yönetmen olan Nejat Saydam tarafından sinemaya uyarlanarak gösterime girmiştir.

Romanın kahramanı  15 yaşında bir gençtir. Bu gencin dizinde kemik veremi hastalığı vardır. Bu hastalıktan dolayı iki kere ameliyat geçirmiş ama maalesef iyileşememiştir. Doktoru, ona birkez daha ameliyat olmasını tavsiye etmiştir. Fakar ameliyatın riskleri vardır ve bu riskler göze alınamayacak kadar büyüktür. Çünkü çocuğun bacağını kaybetmesi ve yaşamına öyle devam etmek zorunda kalma tehlikesi vardır. Çocuk doktordan öğrendiği bu tehlikeli haberi annesine söylememiştir.

Bir gün sonra bir başka doktura gider. Diğer doktor ise ona açık havanın iyi geleceğini ve iyi bir dinlenme çekmesini tavsiye etmiştir. Bu tavsiyeyi alınca  çocuk yaz tatilini uzaktan bir akrabası olan Paşanın Erenköy’deki köşkünde geçirmeyi düşünmüştür. Erenköydeki bu Paşanınn köşkünde misafir olarak kaldığı zamanlarda Paşanın kızı olan ve aynı zamanda çocukluk arkadaşı olan Nüzhet’le aralarında duygusal olarak bir yakınlık adamakıllı güçlenir. Bu sırada ismi Ragıp olan bir doktor Nüzhet’i beğeniyordur ve ona talip olur. Bu durum bikaç gün çocuktan gizlenir. Nüzhet’in annesi evlilik konusuna sıcak bakar ama Paşanın bu konuda endişeleri vardır. Durum ortaya er yada geç çıkar ve Paşa gence fikrini sorması ve gencin yaş farkını dile getirerek olumsuz düşünceler açıklamasından dolayı Nüzhet’in annesi bu duruma oldukça sinirlenir. Hasta genç ile aralarındaki duygusal yakınlaşmanın önüne geçmek için kızına, hasta gençten mikrop bulaşabileceğini ve ondan uzak durması gerektiğini söyler.

Bu konuşmaları duyan hasta gencin gururu kırılır. Fakat ertesi sabah hasta gencin annesi de köşke gelmiştir. Böylece hasta genç annesinin gelmesi ile köşkten ayrılma düşcesini gerçekleştiremez. Doktor Ragıp Bey’in de davet edildiği yemekte iken hasta genç, Paşanın ve Ragıp Bey’in fransızca hayranlığını eleştirmiştir. Bu eleştiriden dolayı Paşa ile hasta gencin arasında soğuk rüzgarlar esmeye başlar. Annesinin konuşmaları ve telkinlerinden dolayı artık Nuzhet de kendisi ile konuşmamaya başlamıştır. Aradan biraz zaman geçtikten sonra hasta genç annesi ile birlikte köşkten ayrılırlar. Bu olayların üzerine yaşadığı üzüntülerden dolayı hasta gencin hastalığı günden güne ağırlaşır.

Ve Hasta genç ile doktor Mithat ilgilenir. Hasta gencin üç beş ameliyat geçirmesi ile iyileşebileceğinin umudu olabileceğini söylyince Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatar. Gördüğü tedaviler sonucunda nihayet bacağı kesilmekten kurtulmuştur. Hastaneden çıkartığı sırada Paşanın felç geçirdiğini ve kendisini son bir kez görmek istediğini, gönlünü kaptırdığı Nüzhet’in ise Ragıp ile kısa süre içerisinde yakın bir vakit evleneceği haberini alır. Bacağı hızla iyileşen genç hastahaneden ayrılır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir