Damga Kitap Özeti ve İncelemesi

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, çağdaş roman anlayışının ilk örnekleri ve toplumsal sorunları anlatan, bu konularda halkı eğitme amacı güden eserlerle başlamış ve devam etmiş bir dönemdir. Batılı anlayışta ilk romanın yazılmasının ardından gelişen edebiyat anlayışı, halkı anlatma ve aydınlatma misyonunu yüklenen sanatçılarla birlikte kendini ve toplumu geliştirme çabasını devam ettirdi. Bu dönemin önemli sanatçılarından olan Reşat Nuri Güntekin, bireysel yaşam ve toplumsal gözlemlerine sıkça yer verdiği eserleriyle edebiyat tarihimizde önemli bir yer edinmiştir. Bu anlayış ve ortamda ortaya çıkan Damga romanı, yazarın kısa eserlerinden birisidir.

İstanbul’un Üsküdar ilçesinde, 1899 yılında dünyaya gelen Reşat Nuri Güntekin, askeri doktor olan babasının mesleği nedeniyle, çocukluğundan itibaren Anadolu’nun birçok şehrini gezmiş ve bu şehirlerde yaşamıştır. Çanakkale’de ilk öğrenimini bitiren yazar, ardından İstanbul’a dönmüş ve Saint Joseph Fransız Lisesi’nde orta öğrenimi tamamlamıştır. Özellikle ilkokul döneminde okuduğu Fatma Aliye Hanım’ın Ud romanı, hayatında büyük izler bırakmıştır. Öğreniminin ardından memuriyete başlayan Güntekin, Bursa ve İstanbul’daki çeşitli okullarda, Fransızca ve Türkçe öğretmenliği gibi görevlerin yanı sıra, müdürlük görevini de üstlenmiştir.

Çok sayıda şehir gezmesi ve Anadolu’nun birçok bölgesinde bulunması, yazarlık kariyerine önemli katkı sağlamıştır. Bu şehirlerde kaldığı süre zarfında toplumsal hayatın birçok katmanına dokunma ve anlama fırsatı bulmuş, bu fırsatı gözlem yeteneğiyle işlemiş ve gözlemlerini kitaplarında sıkça kullanmıştır. Çalıkuşu eseriyle edebiyat tarihimizde önemli bir yere sahip olan yazar, diğer eserleriyle de sanat hayatımıza katkı sağlamıştır. Toplumun her kesiminden seçtiği karakterlerinin bireysel ve sosyal yaşantılarını yansıtmakta gösterdiği başarı, kitaplarına da yansımıştır.

Özet

Yazarın kısa eserlerinden birisi olan Damga kitabı, konusunu sanatçının yaşamından alır. Bir nevi otobiyografik bir roman olan eserde, yazarın hayatında büyük yer tutan İstanbul hayatı, hedefleri, hayalleri, hayal kırıklıkları ve hüzünleri, kendi dilinden ve içten bir anlatımla okuyucuyla buluşur. Özellikle yazarın Vedia’ya duyduğu büyük aşkın, gerçekleşmeyen bir evlilik nedeniyle, hayal kırıklığına dönüşmesiyle birlikte yazar, toplumu gözlemlediği yeterlilik ve özenle kendini de gözlemler. Bu gözlemlerini de oldukça sade ve içten bir dille paylaşan sanatçı, son derece samimi bir eser çıkarır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir